tezsel bahaneler
tez yazmamak için bulunabilecek bahaneler o kadar fazladır ki, hayal gücünüzü takdir edersiniz.
tez yazarken aklınıza gelecekler o kadar küçük ve gereksizdir ki yerinizden kalkmış bulunursunuz.
tez yazmak uykusuzluğa iyi gelir.
tez yazmak derken, tez yazmaya çabalamaktan bahsedilmektedir.
yazdığınız tezi okuyan tek kişi siz ve kurban ettiğiniz danışman hocanızdır aslında…
tez yazdıkça bitmez, bitmiyor, bitmiyor…
“Re: Kiç ne demek öğrenmek isteyenlere özel gif dosyası” yorumu üstüne…
slm diye ekranda beliren yazı… “özge Selam” diye yazan birine “aaa merhaba” diye cevap vermenin güzelliği bir yana, bir insan neden slm diye yazar o da allta ki yorumda en açık dilde yazılmış… yorumunuza teşekkürler…
“o degilde asil a.e.o yazanlara ne yapmali? interneti alamadan argosunu alirsan ne olur? boyle sacma sapan msn ifadeleri sacma sapan kisaltmalar olur. selam demekten aciz slm yazarken kendine iyi bak icin kib allaha emanet ol ici aeo yazar. herseyi kendimiz yaratamadigimiz icin baskasinin olani kendimize uyduruyoruz. fistan abiyeler dikip bostan da havuz partisi veriyoruz. ondan sonra tabi cikiyor adimiz greenpark’ta mangal yapanlar diye.. katli vacip ama katli isteyen zaten katledilen olunca bize de ayni hatamsilari yapmak kaliyor.
boyle iste.. neyse efendim. c.a.e.o* byes**
* cumleten allaha emanet olun.
** hoscakalin”
Kiç ne demek öğrenmek isteyenlere özel gif dosyası
Bu smileyi dünyaya kazandıran sevgili muhterem insan. iyi ki varsın! Bye bye demeyi, allah kelimesini hepsini, biz nerde bir arada görürüdük yoksa?
Bye Bye derken ingilizce bilgin ne güzel aydınlatıyor bizi, hele Allah yazarken Müslüman olduğunu bye bye desen de aslında bizden olduğunu başarıyla gösteriyorsun. Muhterem insan, Bye yazmak yerine Bye Bye yazmışsın ya, işte bu noktada sana sarılasım geliyor, iki kere yazmasan nasıl anlardık seni? Allah ıslah etsin seni…
bu bir denemedir
kimsenin bir sorunu yoktu her şeyi canı sıkılanlar başlattı…

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
Yazdığım tez için 1994 yılında 5.5 Trilyonun bugünkü karşılığı olan YTL değerini bulmam gerekti. TCMB sayfasında 1996 yılına kadar yer alan bu bilgi için TCMB’yi aradım. Ordaki insanlardan biri uykulu bir sesle soruma sinirlenerek, sanki garip bir şey sormuşum gibi, bana sinirli bir şekilde sorumu tekrar ettirdi.
Evet, Türk vatandaşı olarak, Türk parasıyla ilgili bu tür bir soruda TCMB İstatistik Genel Müdürlüğüne ancak dilekçeyle bu soruyu sorabilirmişsiniz ve bu dilekçeyi haber servisine götürmeniz gerekirmiş.
Ya da benim yaptığım gibi şirketinizin muhasebecesine gidip, yardım istemek durumunda kalabilirsiniz. Şirketimizin muhasebe müdürü şimdi başka bir şirketten başka birine bu soruyu sormak durumunda. TCMB insanları çok çalışıyor, bu basit düzlemden gelen soru ancak onlardan daha çok çalışan ve üstlerine vazife olmayan insanlar tarafından hemen bulunup söylenebilir.
Devlet sırrı vesselam ![]()
Almanya Cumhuriyeti Federal Büyükelçiliğinde bir gün
2003 yılındaki ilk gidişimden bu yana, randevulu sisteme geçen elçilikte işler daha hızlı ve çekilebilir. Almanya’da girme hakkını kazandığım üniversiteye gitmeyi çok istemeseydim, eminim 2003 yılında elçiliği terk edip, bir daha bu konuyu düşünmezdim bile.
Bir hafta kadar önce tekrar gittim. Randevulu sistem sayesinde, gideceğim yer, saat, gireceğim kapı belliydi. Telefondaki kadın hikayemi duyunca bana Kültür vizesini uygun bulmuştu. Bana kapıdan bir zarf alıp, 9 numaralı gişeye gitmemi söylediler. Kapıdaki görevli aynıydı. Sarışın, Türkçe bilen, Alman güvenlik görevlisi aynıydı.
Elçilikte beklemek ne kadar sinir bozuzcu olsa da, o zaman da şimdide görevlileri oldukça sempatik buluyorum. Onların açısından baktığımda, günde en az 100 kişiyle ilgileniyor olmalılar. Hepsinin kültür seviyesi, orda olma amacı, problemi farklı… Çok karmaşık konuşanları var… Alman ya da Türk bilemiyorum, vize giriş görevlilerinden birinin mikrofonu çok açık, o yüzden tüm konuşmaları duyuyorsunuz. O kadar dehşet verici konuşmalar geçiyor ki. Üzüntü, kızgınlık, bağırma isteği, hepsini bir arada yaşıyorsunuz.
9 numaralı vize gişesinin önündeyim, bakıyorum ki tır şöförü amcalar için ayrılmış, bu gişe. Önümdeki amcalar bana garip garip bakıyor. Haklı olarak, içlerinden bana yardım etmek geliyor. Biliyorum. Önümdeki üç amcanın işi hemen bitiyor, görevliye hikayemi anlatıyorum. Müdürüyle konuşmaya gidiyor…
Geliyor, bir şey soruyor, tekrar gidiyor. Bu arada yanımdaki, ticari vize kısmına kulak veriyorum. Takım elbiseli bir adam, heyecanla ama bir iş adamı giysisi içinde, AT11 hikayesini anlatıyor, görevli memura… Memurun onu dinlemediğine ve işine odaklandığına eminim… O sırada, benimle ilgilenen memur geliyor. Bana diyor ki; “Sarı form doldurmalıymışım sonra, aile birleşimi gişesine gitmeliymişim” Sarı form almak için, tekrar kapıya gidiyorum, görevli memur bana belgeyi hemen vermek yerine, neden diye soruyor, söylüyorum. Ne kadar süre kalacaksın diyor; 45 gün. Ama diyor, bu gereksiz. İçeriye telefon ediyor, konuşuyorlar… Sonuç; evet, benim durumum farklıymış, formu alabilrmişim. Aslında adam bana formu vermeyerek bir şekilde beni korumak istiyor biliyorum ama yine de beklemek sinir bozucu…
Sarışın Alman güvenlik memurunun gözetiminden yine geçiyorum, güneş gözlüklerime bakıyor. Güzel mi diyorum. Evet, diyor…
Sarı form dedikleri şeyi dolduruyorum, dolduruyorum. Formu doldurduğum yer açık mekanda. Hava iyi ki çok soğuk değil… Bitiyor. İçeri gidiyorum. Yine numara almam gerekiyor, randevum olsa da tekrar işlem göreceğim için numara alıyorum. Sıra çabuk geliyor. 3 numaralı vize gişesine gidiyorum. 9 numarayla geçenleri analatıyorum… Tamam, telefonla 9′la konuşuyor. Evet, müdürün yanına gidiyor. Bekliyorum, beklerken Almanya’yı tanıtan bir kitap bulmuştum onu okuyorum. Almanya’da kadın-erkek eşittir. Almanca zordur ama öğrenin. Para birimi şudur… Görevli geri geliyor. Bir şey soruyor, müdürün yanına geri gidiyor… Geliyor ve bana diyor ki; siz gidip biraz oturun sizi çağıracağım.
Oturuyorum ve diyorim ki; 2003 yılında elçilikten çıkıp gitmeliydim artık çok geç. Kalmalıyım. Bekliyorum, bekliyorum. İçerisi çok kalabalık olmuş bizi dışarı çıkarıyorlar. 20 dakika kadar sonra içeri gidip, üşüdüm burda kalabilir miyim diyorum. Evet, diyor görevli. Buyrun. Üşüyorum biraz.
4 numaralı gişede bir konuşma geçiyor;
Eşinle çocuğun hiç görüştü mü?
Hayır.
Ama, görüşme hakkı var.
Evet, görüştü.
Nasıl yani?
eöööghhh
Daha başlamadan yalan söylüyorsun.
hmmm…
Görevli adamın küçük kızını yanına çağırıyor. Ona sorular sormak istiyor. Anlıyorum ki, babası Türkiye’de yaşayan bir Türk, annesi Almanya’da bir Alman. Şimdi bu çocuk resmen annesini görme hakkına sahip ve annesini görmek için Almanya’ya gitmek istiyor. Bu önceki konuşmanın ne gereği var? Zaten o çocuğun hakkı var… Konuşma daha acıklı;
Annenle hiç görüştün mü, konuştun mu?
Sadece telefonda konuşuyoruz.
Ne konuşuyorsunuz, hangi dilde?
Okulda biraz İngilizce öğrendim, o biraz Türkçe biliyor.
Neler konuştunuz?
Nasılsın dedim, seni seviyorum dedim…
Hangi dilde söyledin öyle söyle?
I love you dedim…
Geçin oturun, ben sizi çağıracağım…
Öncelikle bu görevli ne olursa olsun, bir çocuğu bu kadar incitmemeli. Çocuğun önünde önce babasını hırpaladı ve sonra, çocuğu…
Bekliyorum hala, aradan zaman geçiyor, yanımdaki kadın okuma yazma bilmiyor aldığı numaranın gelmesine kaç kişi kalmış onu soruyor. Arada söylüyorum sana şu kadar var. Bekliyorum, off neden?
4 numaralı gişeye çok tonton bir çift geliyor. Başında şapkası bir amca ve baş örtülü bir teyze. Amca gişenin önünde duran sandalyeye oturuyor. Gişedeki kadın bağırıyor;
Amca beyler değil, bayanlar oturur!!! Sonra Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsunuz…
Aghhh! Elçilik, bir görevli. Almanya’ya kızını görmeye gitmek isteyen bir turist çift. Avrupa Birliği… Peki, peki, kelimeler uçuşuyor, savruluyor içimde…
Bekliyorum, Almanya kitabı elimde… Görevli beni çağırıyor, yaşasın! İki belge eksik yollamamı istiyor. Teşekkür ediyoruz birbirimize… Ohh, kapıdaki görevlilere iyi günler dileyip çıkıyorum…
Notlar;
1- AT11 Almanya’ya ilk kez ticari vize için başvuranların SSK’dan aldığı bir kağıt. Ankara’da Ulucanlar’dan alınıyormuş. İçeriğini tam bilmiyorum.
2- Zarf dediğim şey, UPS’ye ait pasaportunuzu size geri göndermek için kullandıkları Kargo zarfı. Elçiliğin bahçesindeki, kulübede bulunan bu UPS’ci arkadaşlar kendilerini, Elçilik görevlisi sanıyor. Kapıdaki görevli o zarfın ne olduğunu açıklamıyor. O, UPS görevlisi bana açıklamıyor. Bir de üstüne üstlük, poşet dosyamın içinde duran kimliğimi benden izin almadan almaya çalışıyor. Cinlerimi tepeme çıkarıyor. Bir dakka, ben veririm diyorum. Sinirli bir şekilde…
3- Alman Federal Cumhuriyeti Büyükelçiliği Ankara’ya gitmeyin! ama Almanya’ya gidin…
ars longa vita brevis | 1 Yorum »