Yazarlar ve Bloglar…
Köşe yazarlarını okurken aklıma okuduğum bazı yaratıcı bloglar geliyor. Açıkçası yüzlerce mükemmel bloga rastlamasam da bazı köşe yazarlarından iyi yazan günlükçüler var. Yani, sanırım köşe yazarları, hafta sonu gazete eki yazarları, dergi yazarları artık daha çok çalışmalı!
Günlükçüler hiç farkında olmadan, kaliteyi bir çok konuda arttırabilir. Mesela, yazarlar tabii ki artık daha iyi yazmak zorunda. Yazarlar iyi yazınca, başarının getirdiği rekabetle yazılı kaynaklaın tümü bir sınıf üste atlıyacak. Günlükçüler, bedava bu işi yaparken birileri bir zahmet daha çok enerji harcayacak. Çalışanları daha çok enerji harcasın diye, satılmaya devam etsinler diye medya patronları daha çok maaş verecek. Bilgi kalitesi daha çok artan bir toplumda, insanların kafası daha çok çalışacak. Bilgiyle bir kalkınma dönemi başlayacak.
Günlükçüler, sizi toplumsal bilincin ışığında yürümeye ve bu senaryo gerçekleşsin diye daha iyi yazmaya davet ediyorum.
ars longa vita brevis | 3 Yorum »Günün sözü
Ayça Kızılkaya: “Aptallar güzel olamaz”
ars longa vita brevis | 10 Yorum »Karikatür Stüdyosundan
Evet, itiraf ediyorum. Ben Karikatür kursuna gidiyorum. Nezih Danyal‘dan aldığım kurs tahmin edebilir misiniz bilmiyorum çocuklar için. Nezih Hocayla konuşmaya gittiğimde bana “kurs çocuklar için ama size ayrı bir masa koyarız, orda çalışırsınız” diyecek kadar tatlı bir insan. Kurs Cumartesi günleri Kızılay’da Nezih Danyal Karikatür Vakfında. Toplamda 4 kere gidebildim ve her seferi çok zevkli bir o kadar da yorucu geçti. Çocukların benden yetenekli olduğunu hazmetmek bir yana kendinizde yeni bir şeyler görüyorsunuz.
Karikatür kursları bir yana Karikatür Sergileri olan Vakfı ziyaret etmenizi şiddetle öneriyorum. Yukardakiler Nezih Hocanın bize yaptırdığı Kolaj Çalışmasından parçalar… Karikatür sanatından haberdar olmanızı şiddetle tavsiye ederim!!!
NEZİH DANYAL KARİKATÜR VAKFI
Pratik Adres; Ankara Kızılay’da Güven Park dolmuşlarının olduğu yerden dümdüz Otobüs Biletleri satılan sokağa ilerlermiş gibi yapın ve dümdüz yürüyün, ileride karşınıza çıkacak; Mavili-Beyazlı Bina.
PK:364 YENISEHIR/ANKARA/TURKEY
TEL&FAX: +90 -312- 430 9010
info@karikaturvakfi.org
http://www.karikaturvakfi.org
ars longa vita brevis
Ars longa vita brevis ne demek? Ne olduğunu Nilüfer Gündüz’den öğrendim. Keşfettim ki Fransızca bilen biri Latince hakkında yorum yapabilir. Cümlenin anlamı çok basit, hatta İngilizce bilen biri olarak da anlaşılabilirmiş ama Nilüfer söylemeden aklıma helmezdi.
Ars= Art= Sanat
Longa= Long= Uzun, sonsuz…
Vita= Vital= Hayati
Brevis= Brief= Özet, Kısa
Yani Kısaca; Sanat Sonsuzdur Hayat Kısa.
Yeni Sanat, Art Nouveau, New Art, Fransız + Belçikalı
19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başında yayılmış bu tarza ben bayılıyorum!!!
Hector Guimard’ın Paris’teki Metro Girişlerini tasarlaması mı bu akımı doğurmuş yoksa bu akım var diye mi öyle tasarlamış bilmiyorum ama Hector Guimard eminim ki birilerinin hayatını tasarımla daha güzel kılmış, ben onlardan biriyim.
Evinize bakın, Apartmanlara bakın, okullara bakın; hepsi köşelidir, düzdür, karedir, dikdörtgendir. Doğada köşeler yoktur, vücüdunuz köeşeli değildir, kıvrımlıdır, doğa yuvarlak formları sever. Yeni Sanat deyince aklıma kıvrımlı, asimetrik, daireler çizen, çok özenerek tasarlanmış bina cepheleri geliyor.
Artık inşaat sektörü seri üretime geçmiş ve böyle bir akımı kaldıramayacak durumda, dünyada böyle sayılı örnek haka yapılsa da benim geçtiğim sokaklarda Hector Guimard’ın metro girişlerine benzeyen hoşlukta sürprizler ne yazık ki yok.
anneler günü, feminizm, tasarım…
Feminizm kelimesi tüğlerinizde nasıl bir etki yapar? Bir kadın olarak benimkileri kalkmamak için son anda durduruyor. Aklımıza kazıdıkları anlamı “kadınlar eşittir ama erkekler böcektir”. Aklımıza kazımak istedikleri bundan tamamıyla farklı (en azından çıkış noktası).
Feminizmin çıkış noktası, insan haklarıdır, cinsiyet eşitliğidir. Gönlüm isterdi ki kadınların üstünlüğünü savunsun hihi. içinde yaşadığımız dünya ne yazık ki Erkek dünyası. Testosteron yüklü bu ortamda, bu kadar eşit olabiliyoruz. Evet, ülkemizde bir kadın başbakan oldu, nasıl bir kadın? Erkek gibi davranan, bir kadın. Feministler, Hümanistler, tüm o iyi kalpli istler biz kadınların geceleri sokağa çıkabilmesi için savaşmakta.
Feminizm sanırım öyle boş oturan bir ist değil. 1-2 ay önce “sosyal sorumluluklu tasarım” (socially responsible design daha iyi çeviremedim) hakkında okurken gördüm ki: Feministler, tasarıma da haklı olarak el atmış ve haklı eleştirilerde bulunmuş. Onlara göre dünyada Endüstriyel Tasarımdan daha acımasız ve zararlı meslekler de var, mimarlık, iç mimarlık, kentsel tasarım … Çünkü onlara göre bu meslekler Beyaz (Beyaz, beyaz Türkler lafı buraya uyar mı?) ve orta-Üst tabaka erkekler için tasarım yapar. Bu konuda onlara hak vermemek çok ama çok zor. Alışveriş Merkezlerine bizi sokuşturdukları şu günlerde, parasız neler yapabilirsiniz? Sosyal toplanma mekanı, alışveriş merkezi olursa içeri kimler girebilir?
Kent merkezini çoğaltmak ve birililerinin daha büyük bahçesi olsun, daha çok park yeri olsun diye, şehir dışına gidenler parmak kaldırsın. Çalıştığın yer, şehir dışı, karın evde klimayı yakıp bekliyor. “The Truman Show”da olduğu gibi. Erkek çalışmaya gidiyor, kadın evde. Kadın çalışıyorsa, “evde kaldığı” için çalışıyor ve en fazla sekreter oluyor. O filmde geçen şehir tasarlanmış ve xx Katolik kriterleriyle. Bu kriterlerde tabii ki tanrı erkektir. Bir tasarımcı, özel seçilmiş erkekler için değil de kim için tasarım yapsın. Toplumu elemek, kadınları biraz ayırmak, parası olmayanları onlardan 35 km uzağa koymak…
Bu gün anneler günü ama bunu da kesin bir erkek icat etmiştir. Bize okulda anlattıkları öyküyü de inanmıyorum artık. Ekonomi de erkek, o kazansın!
Benden daha aptal adamlar, benden eğitimi kötü adamlar, benim tırnağım olamayacak adamlar, sırf erkek olduğu için; benden fazla para kazanıyorsa, benden daha gösterişli bir unvanı varsa, bunu neye yorumlamalıyım? İş dünyası, erkek dünyası! Bunu kadınlara söylediğimde bile kabul etmiyorlar. Sizin işinizde şantiye var, ustalar var, bizimkinde öyle değil diyorlar… Bunların hepsi fasa fiso… Bir erkek her zaman daha güvenilirdir, bir adam her zaman daha iyi bir iş bağlayıcıdır… Mimarlık sektöründe cinsel ayrımcılık var, her sektörde olduğu gibi… Denemesi bedava, eşit özelliklerde iki çalışan düşünün, yalnız biri terfi edecek; seçilecek olan kesinlikle erkektir, ikisi de kadınsa, daha erkek gibi davranan seçilir. Çünkü bu erkek dünyası!
Yanılıyorsun diyen varsa, iletişim mezunu kafası neredeyse tanıdığım herkesten iyi çalışan zamanında gazetecilik yapmış şu an sekreter olan cinsiyeti kadın olan, erkek gibi davranmayan, CEO olabilecek bir kadın tanıyorum. Yanılıyorsam, bu kadın beş yıldır çalıştığı şirkette en az işletme müdürü gibi bir şey olmalıydı. Çok üzgünüm ki, anneler günü diye uydurulan gün, bizi uyutmak için yaratılmış, bir avuntu sadece. Anneniz eşit değil. Annem eşit değil. Ben de eşit değilim, sen de! Erkekler de eşit değil çünkü onlar da üstün(!)
Kaygılarımdan arındığımı kendime inandırsam da bu yazı aaaaaaaaaaaaaaaa! Anneler gününüz yine de kutlu olsun! Annenize sarılın Sonuç:Annemi, tanıdığım bir sürü kadını kutladım. Annemi babamı yemeğe götürdüm
her şey paradoks mu?
Kiç üstüne… Kitsch
Aklımda kaldığı kadar olumsuz değilmiş bu kelime… Ya da kendimi mi kandırıyorum ki?
“Özge senin kiç bir tarzın var” diyen ve yüreğimi hoplatan Çağlar sayesinde bunu öğrenmiş bulunuyorum… Kiç, iltifat olarak da kullanılabilirmiş…
Wikipedia’da okuduklarımı şöyle yorumluyorum; Alman kökenli olup, bir sanat akımının biraz kalitesinden ödün vererek kopyasını oluşturmakmış. Kiç; retro, ironik bir şeymiş aslında.
Avant-Garde ve Kiç birbirlerinin zıttıymış. Avant-Garde, yenilikçi ve deneysel bir türmüş. İçine Grafiti, Deneysel Müzik, Özgür Jazz gibi şeyleri alırmış. “Avant-Garde resim yapıyorum” ben diyen biri aslında şöyle der; Ben farklıyım, sınırları zorluyorum, değişik bir şey yapıyorum. Marcel Duchamp’ın yaptığı gibi bir pisuarı alıp galeriye koyarsanız ve bunu 1900′lerde yapmışsanız sizin arkanızdan “aaa Avant-Garde’mış” derler.
Peki “ne kiç bir tarzın var” demeleri için ne yapmanız gerekir? Romantizm, kiç olarak görünmezmiş ama onu başlatacak sebepler doğurmuş… Modern akımı savunanlar, Akademik Sanatla, Kiçi çok yakın bulurmuş. Kiç bir bakıma alt ve üst kültür arası bir şeymiş. Klişeler, teknik açıdan harika olup zevkden mahsun olan sunumlar için kullanılabilrmiş… (İltifat mı?..)
Örnek; Buzdolabınızın üstünde Bodrum yazan bir mıknatıs Kiçtir. http://en.wikipedia.org/wiki/Carmen_Miranda ve http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Hisstationand4aces-coolidge.jpg Kiçtir. Şu cüce heykelleri kiçtir…
Kiç ve benim hakkında bilgisi olan yazsın ben kiç miyim yaa?
Kiç olmayı kabul edebilirim, eğlenceli olduğu için, içinde komik şeyleri aldığı için ve “ayyy çok farklıyııım” diyerek kendini kandıran birisi olmak yerine. Ama değilim, hayır değilim….
Referanslar;
http://en.wikipedia.org/wiki/Kitsch
http://en.wikipedia.org/wiki/Avant-garde



