Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
Yazdığım tez için 1994 yılında 5.5 Trilyonun bugünkü karşılığı olan YTL değerini bulmam gerekti. TCMB sayfasında 1996 yılına kadar yer alan bu bilgi için TCMB’yi aradım. Ordaki insanlardan biri uykulu bir sesle soruma sinirlenerek, sanki garip bir şey sormuşum gibi, bana sinirli bir şekilde sorumu tekrar ettirdi.
Evet, Türk vatandaşı olarak, Türk parasıyla ilgili bu tür bir soruda TCMB İstatistik Genel Müdürlüğüne ancak dilekçeyle bu soruyu sorabilirmişsiniz ve bu dilekçeyi haber servisine götürmeniz gerekirmiş.
Ya da benim yaptığım gibi şirketinizin muhasebecesine gidip, yardım istemek durumunda kalabilirsiniz. Şirketimizin muhasebe müdürü şimdi başka bir şirketten başka birine bu soruyu sormak durumunda. TCMB insanları çok çalışıyor, bu basit düzlemden gelen soru ancak onlardan daha çok çalışan ve üstlerine vazife olmayan insanlar tarafından hemen bulunup söylenebilir.
Devlet sırrı vesselam ![]()
OSCAR
Martin Scorsese amca, the departed’la en iyi film Oscar’ı almışsın ama izleyipte aklımda kalmayan film senin ki; ayrıca rüyama giren Oscar sahibide; Babel…
hihi
BABEL - BABİL
Evet, izlediğim en iyi filmdi demiştim uzun zamandır. Oscar almış! ama rüyamda… Bu akşam ya da bize göre yarın sabah açıklanıyor…
sinema notları | Yorum Yok »Almanya Cumhuriyeti Federal Büyükelçiliğinde bir gün
2003 yılındaki ilk gidişimden bu yana, randevulu sisteme geçen elçilikte işler daha hızlı ve çekilebilir. Almanya’da girme hakkını kazandığım üniversiteye gitmeyi çok istemeseydim, eminim 2003 yılında elçiliği terk edip, bir daha bu konuyu düşünmezdim bile.
Bir hafta kadar önce tekrar gittim. Randevulu sistem sayesinde, gideceğim yer, saat, gireceğim kapı belliydi. Telefondaki kadın hikayemi duyunca bana Kültür vizesini uygun bulmuştu. Bana kapıdan bir zarf alıp, 9 numaralı gişeye gitmemi söylediler. Kapıdaki görevli aynıydı. Sarışın, Türkçe bilen, Alman güvenlik görevlisi aynıydı.
Elçilikte beklemek ne kadar sinir bozuzcu olsa da, o zaman da şimdide görevlileri oldukça sempatik buluyorum. Onların açısından baktığımda, günde en az 100 kişiyle ilgileniyor olmalılar. Hepsinin kültür seviyesi, orda olma amacı, problemi farklı… Çok karmaşık konuşanları var… Alman ya da Türk bilemiyorum, vize giriş görevlilerinden birinin mikrofonu çok açık, o yüzden tüm konuşmaları duyuyorsunuz. O kadar dehşet verici konuşmalar geçiyor ki. Üzüntü, kızgınlık, bağırma isteği, hepsini bir arada yaşıyorsunuz.
9 numaralı vize gişesinin önündeyim, bakıyorum ki tır şöförü amcalar için ayrılmış, bu gişe. Önümdeki amcalar bana garip garip bakıyor. Haklı olarak, içlerinden bana yardım etmek geliyor. Biliyorum. Önümdeki üç amcanın işi hemen bitiyor, görevliye hikayemi anlatıyorum. Müdürüyle konuşmaya gidiyor…
Geliyor, bir şey soruyor, tekrar gidiyor. Bu arada yanımdaki, ticari vize kısmına kulak veriyorum. Takım elbiseli bir adam, heyecanla ama bir iş adamı giysisi içinde, AT11 hikayesini anlatıyor, görevli memura… Memurun onu dinlemediğine ve işine odaklandığına eminim… O sırada, benimle ilgilenen memur geliyor. Bana diyor ki; “Sarı form doldurmalıymışım sonra, aile birleşimi gişesine gitmeliymişim” Sarı form almak için, tekrar kapıya gidiyorum, görevli memur bana belgeyi hemen vermek yerine, neden diye soruyor, söylüyorum. Ne kadar süre kalacaksın diyor; 45 gün. Ama diyor, bu gereksiz. İçeriye telefon ediyor, konuşuyorlar… Sonuç; evet, benim durumum farklıymış, formu alabilrmişim. Aslında adam bana formu vermeyerek bir şekilde beni korumak istiyor biliyorum ama yine de beklemek sinir bozucu…
Sarışın Alman güvenlik memurunun gözetiminden yine geçiyorum, güneş gözlüklerime bakıyor. Güzel mi diyorum. Evet, diyor…
Sarı form dedikleri şeyi dolduruyorum, dolduruyorum. Formu doldurduğum yer açık mekanda. Hava iyi ki çok soğuk değil… Bitiyor. İçeri gidiyorum. Yine numara almam gerekiyor, randevum olsa da tekrar işlem göreceğim için numara alıyorum. Sıra çabuk geliyor. 3 numaralı vize gişesine gidiyorum. 9 numarayla geçenleri analatıyorum… Tamam, telefonla 9′la konuşuyor. Evet, müdürün yanına gidiyor. Bekliyorum, beklerken Almanya’yı tanıtan bir kitap bulmuştum onu okuyorum. Almanya’da kadın-erkek eşittir. Almanca zordur ama öğrenin. Para birimi şudur… Görevli geri geliyor. Bir şey soruyor, müdürün yanına geri gidiyor… Geliyor ve bana diyor ki; siz gidip biraz oturun sizi çağıracağım.
Oturuyorum ve diyorim ki; 2003 yılında elçilikten çıkıp gitmeliydim artık çok geç. Kalmalıyım. Bekliyorum, bekliyorum. İçerisi çok kalabalık olmuş bizi dışarı çıkarıyorlar. 20 dakika kadar sonra içeri gidip, üşüdüm burda kalabilir miyim diyorum. Evet, diyor görevli. Buyrun. Üşüyorum biraz.
4 numaralı gişede bir konuşma geçiyor;
Eşinle çocuğun hiç görüştü mü?
Hayır.
Ama, görüşme hakkı var.
Evet, görüştü.
Nasıl yani?
eöööghhh
Daha başlamadan yalan söylüyorsun.
hmmm…
Görevli adamın küçük kızını yanına çağırıyor. Ona sorular sormak istiyor. Anlıyorum ki, babası Türkiye’de yaşayan bir Türk, annesi Almanya’da bir Alman. Şimdi bu çocuk resmen annesini görme hakkına sahip ve annesini görmek için Almanya’ya gitmek istiyor. Bu önceki konuşmanın ne gereği var? Zaten o çocuğun hakkı var… Konuşma daha acıklı;
Annenle hiç görüştün mü, konuştun mu?
Sadece telefonda konuşuyoruz.
Ne konuşuyorsunuz, hangi dilde?
Okulda biraz İngilizce öğrendim, o biraz Türkçe biliyor.
Neler konuştunuz?
Nasılsın dedim, seni seviyorum dedim…
Hangi dilde söyledin öyle söyle?
I love you dedim…
Geçin oturun, ben sizi çağıracağım…
Öncelikle bu görevli ne olursa olsun, bir çocuğu bu kadar incitmemeli. Çocuğun önünde önce babasını hırpaladı ve sonra, çocuğu…
Bekliyorum hala, aradan zaman geçiyor, yanımdaki kadın okuma yazma bilmiyor aldığı numaranın gelmesine kaç kişi kalmış onu soruyor. Arada söylüyorum sana şu kadar var. Bekliyorum, off neden?
4 numaralı gişeye çok tonton bir çift geliyor. Başında şapkası bir amca ve baş örtülü bir teyze. Amca gişenin önünde duran sandalyeye oturuyor. Gişedeki kadın bağırıyor;
Amca beyler değil, bayanlar oturur!!! Sonra Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsunuz…
Aghhh! Elçilik, bir görevli. Almanya’ya kızını görmeye gitmek isteyen bir turist çift. Avrupa Birliği… Peki, peki, kelimeler uçuşuyor, savruluyor içimde…
Bekliyorum, Almanya kitabı elimde… Görevli beni çağırıyor, yaşasın! İki belge eksik yollamamı istiyor. Teşekkür ediyoruz birbirimize… Ohh, kapıdaki görevlilere iyi günler dileyip çıkıyorum…
Notlar;
1- AT11 Almanya’ya ilk kez ticari vize için başvuranların SSK’dan aldığı bir kağıt. Ankara’da Ulucanlar’dan alınıyormuş. İçeriğini tam bilmiyorum.
2- Zarf dediğim şey, UPS’ye ait pasaportunuzu size geri göndermek için kullandıkları Kargo zarfı. Elçiliğin bahçesindeki, kulübede bulunan bu UPS’ci arkadaşlar kendilerini, Elçilik görevlisi sanıyor. Kapıdaki görevli o zarfın ne olduğunu açıklamıyor. O, UPS görevlisi bana açıklamıyor. Bir de üstüne üstlük, poşet dosyamın içinde duran kimliğimi benden izin almadan almaya çalışıyor. Cinlerimi tepeme çıkarıyor. Bir dakka, ben veririm diyorum. Sinirli bir şekilde…
3- Alman Federal Cumhuriyeti Büyükelçiliği Ankara’ya gitmeyin! ama Almanya’ya gidin…
ars longa vita brevis | 1 Yorum »BABEL
Bu yıl izlediğim en iyi film, yoksa 2006′da mı izlemiştim ki???
sinema notları | Yorum Yok »Tatil (The Holiday), Nancy Meyers
Uzun zamandır beni mutlu eden bir film izlememiştim. çok zekice değil, çok sanatsal değil ama çok izlenesi. iş çıkışı yorgunsanız bile gitmenizi öneririm. Komik, eğlenceli, romantik yani bir çeşit rahatlama tenefüsü gibi bir film.
sinema notları | Yorum Yok »Taş Meclisi (Le Council de Pierre)
Sinemadan çıkıp gitmek istemeseniz de, sonunu merak etseniz de iyi bir film değil. Hele bir-iki gereksiz sahne vardı ki neden koymuşlar anlam veremedik. Tahmin edersiniz ki birinde öpüşen bir çift diğerinde Monica Bellucci’nin göğüsleri var. Bu kadar uzun olmasa daha çekilir olabilirdi… Jean Cristophe Grange’in romanınından uyarlanmış filme, kitabı okumuş bir arkadaşımla gittim ve benden daha acımasız eleştirdi, duyurulur…
sinema notları | Yorum Yok »İklimler (Nuri Bilge Ceylan)
iklimler, benim sinirimi bozan bir film aslında. Hem sinir oldum, hem beğendim. aman ne olur izleyin, diyemesem de iyi bir film, aldığı ödülü hak etmiş bence. izlenesi bir film. Ayrıca, çok gerçekçi.
sinema notları | Yorum Yok »