KADER Hülya Gülbahar’dan Taksim Olayları ile İlgili Açıklama
“Gerek Beyoğlu Belediyesi gerekse Emniyet Teşkilatı olayları önlemek konmusunda üzerlerine düşen görevleri yerine getirmemişlerdir. Geçmiş yıllarda yaşanan deneyimlerle bu olayların olması gündemdeyken bile bile bu saldırganlığa izin ve cesaret verilmiştir.
Bu yaklaşım, kadınlara karşı işlenen suçlara suç olarak görmeme, kadınlara önem ve değer vermeme mantığının doğal bir uzantısıdır. O akşam Taksim Meydanı’nda alınan önlemleri gördük. Vatandaşın malına karşı bir suç işlenseydi, olay yerine iki tane polis memuru gönderip dağılın beyler mi diyeceklerdi?
İkincisi; 1 Haziran 2005 tarinden beri yeni TCK yürürlükte olduğu halde ve Yargıtay ceza genel kurulu geçtiğimiz yıl, evlilik içi tecavüz hariç, “Nitelikli hal” gösteren bütün cinsel saldırı suçlarının kamu davasıyla görülmesi gerektiği karara bağlamışken, bu olayda yargı sistemi yeni TCK’yı uygulamak yerine kabahatler kanununu uygulayarak saldırganları 57 YTL’ye salıvermişlerdir.
Oysa, bu konuyu ciddiye alan herhangi bir savcı, yeni TCK’ya mütecaviz sarhoşluktan halk arasında cinsel dokunulmazlığa saldırarak panik yaratmaya kadar bir çok madde bulabilirdi. 105. maddedeki cinsel taciz de bunun örneklerinden biri. Ama asıl uygulanması gereken cinsel saldırıyı düzenleyen 102. maddedir.
Cinsel amaçlı “dokunma” gerçekleştiği anda cinsel saldırı suçu oluşur. Bunun da cezası 2 yıldan 7 yıla kadardır. Birden çok kişi tarafından işlendiği takdirde ya da bedensel ve ruhsal bakımından (örneğin alkollü birine karşı) işlendiği takdirde ceza yarı oranında arttırılır ve madurun şikayetine bağlı değildir. Kamu davası açmak gerekir.
Üçüncü olarak; olayın ardından yapılan yorunmlar, adeta kadınların yılbaşı gecesi Taksim’de ne işi vardı bir daha da gitmesinler yorumuna dönüşmüş, ne yazık ki olaylarla ilgili görüntüler, gerek medya tarafından gerek pornografi siteleri tarafından bir eğlence aracı haline getirilmiştir.
Olayların hemen arkasından, yetkililerden gereken yapılmıştır, yapılacak, açıklamaları gelmiştir. Açıklamaları önümüzdeki dönemde de bu saldırılar karşısında somut bir şey yapılmayacağının göstergesidir.
O gece yaşananlar sadece o saldırıya maruz kalan kadınlar ve arkadaşları değil, Türkiye’de yaşanan tüm kadnlarda inanılmaz bir korku ve dehşet yaratmıştır.
Bu görüntüler 1 Ocak 2008′den itibaren Taksim ve benzeri meydan ve ana caddelerdeki kadın sayısının yarıya inmesine neden olmuştur. Bundan böyle eşlerin babaların, hatta annelerin, ablaların kadınlar üzerindeki sokağa çıkma şu kıyafette çıkma şu saatte çıkma baskısına maruz kalmasına neden olacaktır.
Oysa ki, istediği satte istediği kıyafetle, kamusal alanda yer almak kadınların en doğal hakkıdır ve kadınların sokaklarda güvenlik içinde dolaşmalarını sağlamak devletin en önemli görevlerinden biridir.
Kadın hareketi bu olayın peşini bırakmayacak görevini yerine getirmeyen ilgililer hakkında gerekli işlemleri yapacaktır. Hukuksal açıdan ise, bu olay bize;
1 Kadınlar söz konusu olduğunda hiç bir kanunu uygulanmadığını,
2 Kadınlarla ilgili davalarda kadın örgütlerinin davaya katılıp müdahil olmalarının biricik çözüm olduğunu
3 Kamusal alanda gerçekleştirilen her türlü taciz ve saldırının Kamu davası olması gerektiğini ve cezalarının caydırıcılığı sağlayacvak şekilde arttırılıp paraya çevrilip ertelenmemesi gerektiğini göstermiştir.”
GORAN BREGOVIÇ’E AÇIK MEKTUP
Sevgili Goran Bregoviç,
Seni hayatımda, ucundan ve zıplayarak ilk defa ODTÜ konserinde görebildim. Harika İngilizce telaffuzunu ilk defa orda duydum. 29 Eylül 2007’de ilk defa Ankara’ya geldin ve iyi ki geldin.
Sevgili Goran Bregoviç,
Bizimle hep Ankara’da yaşar mısın? Bizden bile iyi Türkçe konuşacağına eminim. Çok renkli olmayan bu şehri boyar mısın? Sana verecek çok şeyimiz yok ama belki gelmek istersin.
Sevgili Goran Bregoviç,
Ezgilerinle bizi inanılmaz coşturup sonra “cool down please” der misin? Bizimle şarkı söyler misin yine? Ankara çok renkli değil ve daha renkli olamıyor, sen beyaz takımınla nasıl da boyamıştın koca şehri…
Sevgili Goran Bregoviç,
Bizimle içmeye devam eder misin? Konserde ne içtiğini bile görememiştin ama içenlere ne güzel katılmıştın. Balkan kültürünü yanına alıp Ankara’ya gelir misin?
Sevgili Goran Bregoviç,
Bizimle Ankara’da yaşar mısın?
Sevgiyle,
A. Özge Özdamar
müzik kutusu | 1 Yorum »
Yazarlar ve Bloglar…
Köşe yazarlarını okurken aklıma okuduğum bazı yaratıcı bloglar geliyor. Açıkçası yüzlerce mükemmel bloga rastlamasam da bazı köşe yazarlarından iyi yazan günlükçüler var. Yani, sanırım köşe yazarları, hafta sonu gazete eki yazarları, dergi yazarları artık daha çok çalışmalı!
Günlükçüler hiç farkında olmadan, kaliteyi bir çok konuda arttırabilir. Mesela, yazarlar tabii ki artık daha iyi yazmak zorunda. Yazarlar iyi yazınca, başarının getirdiği rekabetle yazılı kaynaklaın tümü bir sınıf üste atlıyacak. Günlükçüler, bedava bu işi yaparken birileri bir zahmet daha çok enerji harcayacak. Çalışanları daha çok enerji harcasın diye, satılmaya devam etsinler diye medya patronları daha çok maaş verecek. Bilgi kalitesi daha çok artan bir toplumda, insanların kafası daha çok çalışacak. Bilgiyle bir kalkınma dönemi başlayacak.
Günlükçüler, sizi toplumsal bilincin ışığında yürümeye ve bu senaryo gerçekleşsin diye daha iyi yazmaya davet ediyorum.
ars longa vita brevis | 3 Yorum »Ayten Alpman Bir Başkadır
1979 tarihinden sonra ilk kez girmiş stüdyoya, Ayten Alpman. Doğduğum sene ve şimdi. Ayten Alpman’ı memleketim şarkısı dışında tanımazdım, o derece bilgisizdim. “Bir Başkadır” albümünü dinledikten sonra, ona karşı takdir ve sevgi içimde.
Albüm o kadar başarılı ki, cümlelere bile dökmeye gerek duymuyorum sadece nedenlerini yazıyorum;
Her şeyden önce, insanların 1-2 şarkıyla popüler olup, daha iyisini yapamama korkusuyla yeni bir şeyler yapmayıp daha iyiye gitmemesini bırakın, 1-2 şarkısını daha iyi söylemek için kendini geliştirmeyen insanların olduğu bir dönemde, bir kadının böyle bir albüm yapması, sadece takdir edilebilir.
İkinci olarak, kadın demiştim, bize yutturulmuş güzellik klişelerine hiç bakmadan, biri olduğunu, işinde iyi bir kadın olduğunu, yaşıyla birlikte tarzının da olgunlaştığını bize albümle göstermiş birini dinlemek inanılmaz zevkli.
Başarı dolu bir geçmişi rezil etme korkusunu hissetmeden, yıllar sonra daha iyisini yapabileceğini düşünmüş ve üstüne üstlük bunu yapmış.
Albümünde şimdiki geçmişe yakın, kendinden tecrübesiz müzisyenlerin şarkılarını da koymuş.
Emek harcamış.
Ayten Alpman’a, çok çalışmamız gerektiğini birilerine hatırlattığı (umarım hatırlamışlardır) için çok ama çok teşekkür ederim.
müzik kutusu | Yorum Yok »Shrek 3, Şrek 3 de denebilir…
İlk filminden beri çok ama çok sevdiğim çizgi filmi hala seviyorum ama neden daha güzel değildi ki, 3.sü? Özellikle birincisini ne kadar da sevmiştik. Posteri yıllardır odamda asılı duruyor. Tamam 3 çok kötü değildi ama 1 ve 2 nin yanında sönüktü. Tarantino usulü çekilmiş sahneler bence çok güzeldi ve Şhrek’in korkuları:) Fakat, özellikle ilk yarıdaki baygınlık biraz uzun sürdü…
Yiğenlerim, ablam, ofisten bir dolu arkadaşımla gittiğim Shrek yine de çok eğlenceli! Kalabalık bir grupla gitmek için yine de harika bir seçim!
Günün sözü
Ayça Kızılkaya: “Aptallar güzel olamaz”
ars longa vita brevis | 10 Yorum »flash diskten bulaşan trojan meselesi
Bilgisayarım neden bu kadar geç açılıyor? Ya açıldı tek program çalışıyor, neden çok yavaş? Diyorsanız yapmanız gerekenler;
Ctrl+ Alt+ Del Tuşuna basıp görev yöneticisi>işlemler de CPU’su 50-90 arası değişen bir şey görüyorsanız ve tanıdık gelmiyorsa muhtemelen onun adı şu; ActiveXDebugger32.exe. Bu yazıyı görüyorsanız, FlashDiskle bulaşmış bir virüs sahibisiniz demek…
Sabah Sabah, telaşla google’a yazdım adını; bir site çıktı, programı indirdim sonra ya bu da virüsse dedim. Sonra pes ettim ve çalıştırdım. Virus silindi. Henüz başka bir virüs de gözükmüyor.
Yüce kaynak google bana sadece Türkçe siteler gösterdi hem de www.google.com’dan, com.tr’den değil. Bu virüsü Türkler mi yapmış yani? Yoksa Türklere özel mi yapılmış… Sürekli trojan yerine virüs yazdım off, neyse…
Sin City, Frank Miller
Daha önce neden izlemedim ki? Dedirtti bana bu film. Güzel Kadınlar ve Yürekli adamlarla dolu bu filmden sonra gerçek hayata dönmek zor olacak benim için:)
Mickey Rourke’un iyi bir oyuncu olduğunu ilk defa fark ettim. Beyaz atlı Prens, Dracula, Zaloğlu, Zoro, Quasimodo nasil desem bütün kahramanların iyi yanlarını toplamış ve iyi adamların aksine vakti geldiğinde öldürmekten çekinmeyen, kadınları koruyan ve ‘O’na çok aşık biri…
Priest: …ask yourself if that corpse of a slut is worth dying for.
Marv: Worth dying for.
[shoots priest]
Marv: Worth killing for.
[shoots him again]
Marv: Worth going to hell for.
[shoots him again]
Marv: Amen.
Bruce Willis filme o kadar yakışmıştı ki… Rourke ve Willis’e bakınca aklıma kevin costner geldi. Keşke bu adama biri iyilik yapsa da güzel bir filmde böyle güzel roller verse:)
Çok iyi bir film.
sinema notları | 1 Yorum »

